Bu ne mi?
Bardak fotoğrafı istemiştiniz ya hocam. Evet, üstünde “kocam da kocam” yazıyor. Yok, fotoğraftaki koca benim değil ben bekârım zaten biliyorsunuz. Bardaklar da değil, fotoğrafın kendisi de benim değil. Fakat arkadaş benim. Çok özür dilerim, yani fotoğrafı arkadaşım çekmiş. Kendiniz çekin demiştiniz, doğru. Fotoğraf kursu olduğunu biliyorum tabii, herkesi meşgul ettiğimin de farkındayım hocam. Tekrar özür dilerim.
Benim bu arkadaşım çok ama gerçekten çok güzel bir insan. Herkes çok sever onu. Kimsenin arkasından konuşmaz, hasta olsanız elinden bir şey gelmese bile siz iyileşinceye kadar arayıp sormaya, yoklamaya devam eder. Çok güler yüzlüdür sonra. Hiç şikâyet de etmez. Onunla sohbet ederken içiniz huzurla dolar. Eskiden yalnız yaşardı, ona üzülürdük biraz. Geceleri korkuyorum derdi ama yine tebessüm ederek söylerdi, bu da dert mi dercesine. İşte şimdi de her hafta sonu kocasıyla böyle deniz kenarına, ırmak kıyısına, orman kuytusuna gidip güzel güzel fotoğraflar paylaşıyorlar, Allah muhabbetlerini artırsın. Yeni de evlendiler zaten birinci yılları henüz doldu. Bu fotoğrafları gören birileri de diyor ki “Oh, bu hayatı Merve yaşıyor!” Kendi kendilerine bunu dedikleri yetmiyor hafta başında bir araya geldiklerinde bir de birbirlerine söylüyorlar. “Merve’yi gördün mü?” diyorlar. Öbürleri de “Ya evet, geziyor valla!” diyorlar. Yetmiyor “Çoluk çocuk yok tabii.” diyorlar. Bizim öyle mi, demeye getiriyorlar. Biz çocuklardan başımızı alamıyoruz, onların peşinde koşturmaktan ödevdi, banyoydu yaptırmaktan gezemiyoruz demek istiyorlar. Sonra “Kocası da pek güler yüzlü, maşallah.” diyorlar. Bizimkinin iki kaşının arası açılmaz, benimle hiçbir yere gitmek istemez diye geçiriyorlar içlerinden. Karın boşlukları bir avuç biber atılmış gibi yanmaya başlıyor, usul usul yayılıyor yangın yukarıya doğru. Uzaklara dalıyorlar birlikte ama hepsi farklı yönlere. Sonra Merve giriveriyor içeri. Onu görmeleriyle içlerindeki yangın da yüreklerini avuçlayıveriyor. “Hoş geldin kız Merve!” diyorlar “Yüzünde güller açmış maşallah, gezme yaramış. Elinde fırsat varken gez tabii.” diyorlar “Bizim gibi olunca sen de evden dışarı adımını atamazsın”. Merve kızarıyor, o kızardıkça berikilerin kalpleri daha çok sıkışıyor. Madem utanacaktın ne demeye fotoğraf paylaşırsın, diyorlar içlerinden. Merve sağa sola imdat der gibi kaçamak bakışlar attıkça, yerinde minik minik kıpırdandıkça nasıl zevk alıyorlar yaptıklarından. Gözümüze sokmasaydı giden var gidemeyen var, diye kendi kendilerini rahatlatıyorlar. Hiçbiri de hatırlamıyor bu kızı tanıdığı günü. Doğru, ben hatırlıyorum hocam.
Tayin dönemi dışında gelmişti hocam, hiç iyileşmeyecek hastalığı olanlara ayrılan kadroyla. O gün de böyle güler yüzlü, hafif mahcuptu. Bulutların üzerinde yürür gibi hafifti adımları, toprak benden incinmesin der gibiydi. Hani, dışarıdan belli olmuyor nasıl iyileşmeyecek hastalıkmış bu, diyenlere bile tebessüm etmişti. Biz Doğular ’da sürünelim senelerce, birileri de hop diye gelsin bile demişlerdi. Birbirimize bakmıştık o an Merve’yle, boş ver demiştim gözlerimle o da boş verdim gitti demişti gözleriyle.
Hem herkesle konuşurdu hem hiçbir şey anlatmazdı Merve. Babasını çok özlediğinden bahsederdi ara ara ama öyle herkesin yanında değil. Kendisi çok küçükken vefat etmiş, fotoğraflardan tanımış babasını. Annesi, kardeşleri vardı. Evleri de yakındı. Madem geceleri korkuyor neden annesiyle yaşamıyor, derdim içimden. Annesinin cenazesinde öğrendim sebebini. “Annem çok gençmiş, güzelmiş de rahat bırakmamışlar köyde. Babaannem de ben çocuğuna bakarım deyip evlendirmiş annemi.” demişti Merve hıçkıra hıçkıra. Evlendiği adam zaten evliymiş, kuma gitmiş yani annesi. İlk hanımın çocuğu olmuyormuş, annesinin dört tane daha çocuğu varmış o adamdan.
Annesinin vefat ettiği kazadan yaralı kurtulmuştu. Perperişandı. Kardeşleri annesiz kaldı ona üzülüyor zannediyordum. Hâlbuki kardeşlerinin anne bildiği bir kadın daha varmış evde, “Annesiz kalan benim!” demişti çakmak çakmak gözleriyle. Annesini uğurladığı o yıl dedesi de gitti Merve’nin kavruldu, için için yandı. Kardeşler burada okuyamayacaklar bahanesiyle yurt dışındaki akrabaların yanlarına gönderildi. İki büklüm oldu Merve, içine içine ağladı da bir damla yaş akamadı gözlerinden. Nasıl avutacağımızı bilemedik. Avuçları bile alev alev yanardı, kim bilir içi nasıldı. Sonra “Evlendirelim seni Merve.” dediler. “Bak şurada şu var, burada bu var.” dediler. Boynunu büktü Merve ne evet dedi ne hayır. “Bu da kimseyi beğenmiyor.” dediler. “Otuzunu geçmiş zaten neyine güveniyor.” dediler. “Biraz daha beklerse bekâr adam almaz onu.” dediler. Hepsine sustu. Bir gün güle konuşa kahve içerken hıçkırıklara boğuldu Merve. “Çok uğraştım.” dedi. “Her şeyine eyvallah dedim beni bırakmasın diye çok uğraştım.” dedi. “Nişandan mı ayrıldın Merve?” dedim. Kalbimin ta kökü sızım sızım sızladı. “Yok” dedi “bir yıl bile evli kalmadık.”. Tamam, Merve’m tamam, anladım ben seni.
Gel zaman git zaman unutuldu hepsi. Merve gülmeye başladı tekrar. Yanaklarına bir pembelik geldi. Gözleri uzak uzak dalar oldu. Telefonu elinden düşmedi. Yine bir gün kahve içerken “Evleniyorum yakında.” dedi. Güvercinler kanatlandı gökyüzüne masamızdan. Bakışarak kucaklaştık, bakışarak ağlaştık. Konuşmaya hacet yoktu ki gönüller böyle güzel anlaşınca. Nikâh gününe kadar kimseye duyurmadık. Mesaiye gelmeyince “Hasta mı Merve?” dediler. “Vah vah zavallı, bakacak kimsesi de yok!” diye eklediler. Pek hoşlarına gidiyordu Merve için vahlanmak. Babası yok, annesi yok, dedesi yok ama hastalığı, kalp kırıklığı çok zavallı Merve! Ona baktıkça kendi talihlerinin farkına vardılar. “Ya, bak bizden kötüleri de var, çok şükür halimize.” dediler. Merve’nin kalp kırıklığı onların mutluluğunun garantisiydi. Keyiflerinin bedelini Mervecik ödemek zorundaydı Yüce Mevla öyle münasip görmüştü, elden ne gelirdi. Şu dünyada hiç kimsenin hali diğerine denk değildi. Zor durumdakilere bakıp halimize şükretmemiz gerekliydi ama büyüklenmeden, diye ekleyemediler. Onun yerinde biz de olabilirdik, diyemediler. Bir gün öyle bir hale düşüp kendisine bakılıp şükredilen biz de olabilirdik, düşünemediler.
Hafta başı ışıl ışıl yüzüğüyle geldi Merve. İşte bunu hazmedemediler. Olduğu yerde kalmalıydı, ona nereyi münasip gördülerse orada. Bu mutlu mesut gezmeler, fotoğraflar olmadı hiç hocam. Haddini bilsin diye yapıyorlar hep. Sen bizden daha mutlu olamazsın diyorlar. Aslında sen mutlu olamazsın diyorlar.
Hani bir arkadaşın çektiğine bu fotoğrafın hikâyesi var demiştiniz ya, işte bu fotoğrafın da hikâyesi var hocam, benim olması şart mı?